13 Haziran 2017 Salı

HiNDiSTAN- Agra


Hindistan deyince akla ilk gelen Dünya’nın Yeni Yedi Harikası’ndan Tac Mahal’e ev sahipliği yapan şehir Agra. Delhi seyahatimizin bir gününü AGRA için ayırdığımızdan bahsetmiştim.
Sabah erkenden kalkıp taksi ile Hazrat Nizamuddin tren istasyonuna gittik. Hindistan’da ilk kez tren yolculuğu yapacağımız için çok heyecanlıydım. Bütün o filmlerde, gazetelerde gördüğümüz istasyonlardan birinde olmak çok keyifliydi.
Biletleri internetten birinci sınıf vagon olarak aldık. Ne anlamı kaldı diye düşünüyorsanız herkesin seyahat şekli ve tercihi bambaşka, 10 aylık bebek ile maceranın dibine yetirince vuruyoruz, hoş, Zülce olmasaydı da diğer vagonları tercih eder miydik tartışılır. Dediğim gibi herkesin yoldan aldığı keyif farklı. İstasyona adım atar atmaz kaos kapıda sizi kucaklıyor Latif önde, Zülce ve ben peşinde ördek gibi dizi dizi geçiyoruz kalabalığı yararaktan. Her köşe, her adım insan. Düzen yok kural yok Hindistan’ın muazzam karmaşası ile kucaklaşıyorsun.
Trenlerin durduğu yeri güç bela bulduk herkesler gibi çöktük yere oturduk Agra trenini beklemeye başladık. Bu ara Zülce ile deli gibi etrafı izledik. Batılı bütün turistler istisnasız buldukları yerel kıyafet giymiş ailelerle fotoğraf çektirme peşindeydi. Uzaktan izleyince ne traji komik bir durum oysa. Çin’de de böyleydi. Ama orda durum tam tersiydi Çinliler bayılırlardı yabancılarla fotoğraf çektirmeye. Özellikle Weifang (Çin)’da yaşarken o kadar maruz kalmıştık ki bu duruma bir süre sonra çok can sıkmaya başladığını tahmin etmek güç değil. Tren istasyona girdiğinde kapılardaki listelerden isminizi kontrol ediyorsunuz. Bence güzel bir uygulama onca karışıklığın içindeki yegane düzen ☺
bir güzel koltuklarımıza yerleştik tren kalktı ağır ağır istasyondan ayrılıyor ki o da ne! eline su dolu bidonu alan rayların kenarına koşmuş, onlarca insan belki bir kilometre boyunca dizi dizi sıralanmış işlerini görüyorlardı hayatımda ilk kez aynı anda bu kadar insanı birlikte tuvalet yaparken gördüm. Aynı manzara Agra girişinde de vardı.
Delhi ve Agra arası trenle 1 saat, birinci sınıf vagonda kahvaltı servisi dahi vardı. Trenden iner inmez etrafınızı taksiciler, rehberler sarıyor.
Biz de bir tanesi ile anlaşıp otelin yolunu tuttuk. ITC Mughal Hotel’de kaldık. Otelin mimarisi ve tarzı çok başarılıydı. Agra, şehir olarak çok vasat, yıkık dökük Tac Mahal ve bir kaç yerden başka gezip görecek yada zaman geçirecek bir şey yoktu. O nedenle sabah ilk trenle gidilip akşama geri Delhi’ye dönülebilir.
Bizi otele getiren taksici ile bir rehber ayarlaması için anlaştık. Otele yerleşip biraz dinlendikten sonra buluşmak üzere programımızı yaptık. İlk gün programımız ‘Baby Taj’ olarak geçen Tomb of Itimad-ud-daulah vardı.
Şah Cihan’ın eşlerinden biri olan Nur Banu tarafından yaptırılmış olan bu anıt mezar, dönemin bir nevi güç gösterisi olarak da konuşuluyor. Nur Banu Sultan, bu anıt mezarlığı kendi ailesi için yaptırmış öyle ki başka bir yerde gömülmüş olan babasının na’şını da buraya naklettirmiş. Küçük bir mücevher kutusunu andıran bu yapıtın içi dışı her yeri işlemeler ile doluydu.
Tac Mahal’i bir gün batımında bir de gün doğumunda izleme gerekliliği tavsiyelerini gitmeden çok yerde okumuştum. Gün batımı en güzel görünen yer Mehtab Bagh Garden ‘a gittik. Burası Şah Cihan’ın Tac Mahal’den esinlenip kendisi için bu sefer siyah mermerden anıt mezar yaptırmak istediği yer aslen. O dönem temelleri de atılmasına rağmen oğlu tarafından yeter ettin baba denilerek durdurulmuş. Güneş batarken dünyanın yeni yedinci harikası olmaya hak kazanan bu muazzam yapıt tüm ihtişamı ile karşımızda duruyordu.
Bahçede oturup güneşin batışını bekledik. Ertesi sabah, Tac Mahal’i gün doğumunda görmek istediğimizi rehberimize söyledik. Rehber bunun doğru bir karar olmadığını herkesin o saate içeri girmek için uzun kuyruklar oluşturduğunu ve girene kadar gün doğumunu zaten kaçırmış olacağımızı kalabalığın sabah 7-8 gibi dağıldığını o zaman daha rahat gezebileceğimizin uyarısında bulundu. Düşünüp taşınıp daha mantıklı olduğuna karar verdik ve ertesi sabah görüşmek üzere ayrıldık.
Agra, Tac Mahal ve gezip görecek tarihi bir kaç yer dışında çok bakımsız ve gelişmemiş bir şehir. Gün içerisinde gezerken adı sanı bilinmeyen bir festivali kutladıklarını idea eden bazı gruplarla karşılaştık. Tıpkı Holi’deki gibi boyalar atıyor dans ediyorlardı sözde, rehberimiz ise aslen böyle bir festivalin olmadığını, arada böyle içip dağıtmak için uydurmasyon kutlamalar yapıldığından bahsetti. Gerçekten de öyleydi. İnanılmaz ucuz ve basit bu zamana kadar hiç böylesini görmemiştim. Sarhoş gençler, son ses müzik müthiş bir kaostu.
Agra’nın Tac Mahal’den ötürü bayağı derli toplu, modern, temiz bir şehir olacağını düşünmüştüm. Ne de olsa dünyanın yeni yedi harikasından biri olan yapıt bu şehirdeydi. Düşüncelerimin aksine köhne, sefil ve çok bakımsızdı. Hal böyle olunca rehberle işimiz bitince otele döndük. Akşam yemek için otelin açık büfesini değerlendirdik. Zülce her seyahatimizde bir diş çıkardı mutlaka o yüzden yemek saati biraz huysuzdu. Biz de çok uzatmadan odaya geçip daha rahat edebileceği bir ortam sağladık ona.
2.GÜN Sabah’6 da kalkıp hızlıca kahvaltı yaptık çünkü kaçta döneceğimizi bilmiyorduk. Saat 7’de rehberin dediği gibi kalabalık dağılmaya başlamış ortalık daha sakinleşmişti. Evet işte kapıdaydık. Şah Cihan’ın biricik karısı Mümtaz Mahal için yaptırdığı muhteşem anıt karşımızda duruyordu.
Çin Seddi’nden sonra gördüğümüz ikinci dünyanın yeni yedi harikasından biri oldu. Darısı kalan beşe ☺ Mümtaz Mahal 14.çocuğunu doğururken ölmüş. Kocası Şah Cihan ona olan aşkının simgesi olması için bu muhteşem yapıtı inşa ettirmiş. Kullanılan tüm malzemeler birinci sınıf, kullanılan tüm taşlar değerli(yakut, safir, zümrüt).
Anıt mezarın içerisinde fotoğraf çekmek yasak, buraya girerken de ayakkabıları çıkarıyorsunuz. Ayakkabılar ve bebek arabası oradaki görevliye emanet ediliyor ama öyle ciddi bir güvenlik yok, gitse gider biraz Allaha emanet oluyor. Rehber bize gizli gizli taşların gerçek olduğunu göstermek için ışık tuttu. Sonra ben de rastgele seçtiğim taşları kontrol ettirdim bakalım doğru mu söylüyor diye hepsi pürüzsüz parıl parıl parıldıyordu.
Biz Tac Mahal’i gezerken Zülce’nin halen uyanma saati gelmediği için o da rüyasında Mümtaz ve Cihan’ın çocuklarıyla bahçede koşturuyordu sanırım ☺
Tac Mahal’de gezip dolaşıp işimiz bitince otele döndük. Check out saatine kadar takılıp sonra rehberimizle tekrar buluştuk. Bu sefer biraz mermerci, dokumacı gezmek istiyor bir şeyler almak istiyordum. Dönüşte de Agra Fort’a uğrayıp Delhi’ye dönmek için tren istasyonuna gittik. Gezdiğimiz mağazalarda şahane ürünler vardı.
İnsan her bulduğu güzel şeyi dünyanın öbür ucuna da olsa taşımak istiyor ama işte gel gör ki şartlar müsaade etmiyor. Agra Fort’un kapanış saatine çok az kalmıştı bizim de tren saatimiz iyice yaklaşmıştı çok derinlerine girmeden yüzeysel bir dolaştık. Kale’yi maymunlar istila etmişti resmen. Rehberimizi taksi şoförümüz ayarlamıştı para konuşmamış ne verirseniz diye söylemişti. En sevmediğimiz usul bu. Sonunda verdiğini asla beğenmezler hep daha fazlasını isterler çünkü. Bu sefer ilk defa öyle olmadı ne kadar verdiğimize bile bakmadan teşekkür edip vedalaştık. O yeni misafirlerini karşılamaya gitti biz de Delhi’ye dönmek üzere tren istasyonuna.